YÜZÜNÜ GÜNEŞE DÖN TÜRKİYE !

Hakkımda - Av. Kadriye ÜNLER

İYİ İNSANLAR İÇİN GÜNEŞ DOĞACAK

Bu bir iktidar yürüyüşüdür, Bu insanımız için, bir özgürlük yürüyüşüdür, Bu devletimiz için, bir itibar yürüyüşüdür, Bu milletimiz için, bir demokrasi yürüyüşüdür, Bu güçlü Türkiye yürüyüşüdür.

Hakkımda

17.08.1971 Tarihinde Belçika’nın Anvers şehrinde doğdum. Benden bir yaş büyük ağabeyim, yedi yaş küçük kız kardeşim ve 13 yaş küçük bir kız kardeşim var. Babam 1969 yılında kendi babası ile birlikte Belçika’da çalışmak üzere Anvers şehrine göç etmiş. Bir yıl sonra annemi de yanına alarak burada yerleşme kararı almış. Bu sırada ağabeyim doğmuş ve ailenin ikinci çocuğu olarak ben dünyaya gelmişim.

Çocukluk yıllarım, aile içinde Türkçe konuşarak, okulda ve arkadaş çevresinde Flemenkçe konuşarak geçti. Anaokulu eğitimi o tarihlerde dahi Belçika’da zorunlu olduğundan evin en yakınındaki anaokuluna kaydım yapıldı. Okul daha ziyade Türk ailelerinin yoğun olduğu bir yer olduğu yerde konumlandığı için, sınıf mevcudunun büyük bir bölümü Türk Çocuklar’dan oluşuyordu. Anaokulunda dahi zaman zaman öğretmenlerimizin “yabancı” muamelesi ile karşılaştım. Bu durum ilkokulda da devam etti. Hem ağabeyim hem de ben oldukça başarılı birer öğrenciydik. ağabeyimin ortaöğretim alan seçme zamanı geldiğinde okul birincisi olmasına rağmen “meslek lisesi”ne yönlendirilmesi ile bu durum tavan yaptı. Bunun üzerine okul yönetimi ile tartışan babam ani bir karar alarak ağabeyimin eğitimine Türkiye’de devam etmesi kararını aldı. Bir yıl boyunca ağabeyim bizlerden ayrı bir akrabanın yanında Ankara’da eğitimine devam etti. Başarısını burada da gösteren ağabeyim, bizlerin de Türkiye’ye dönüp eğitimimize burada devam etmemiz konusunda önümüzü açtı. 1982 yılında kesin dönüş kararı alan babam, Ankara’da ticaret yapmaya karar verdi ve ailece Ankara’ya yerleştik.

Köyden Avrupa’ya göç etmiş ama köy kültüründen kurtulamamış bir ailenin kızı olarak Ankara’nın göbeğinde orta öğretimime devam etmek zorunda kaldım. En çok Türkçe’yi kullanmakta zorlandım. Öğretmenlerim ve arkadaşlarım sayesinde çok kısa bir sürede uyum sağlamıştım. Başarılı bir orta öğretim ve lise eğitiminin sonunda Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni kazandım. Üniversite eğitimim boyunca, yurt dışında yaşadığım süreçte “ötekileştirilmiş” olmaktan dolayı milliyetçi duygularım ağır bastığından ülkücü arkadaş çevrem oluştu. Fakat siyasi zeminde onlarla birlikte hareket etmedim. Ailem merkez sağ eğilimli bir aile idi. Ama çocukluk yıllarımızdan itibaren hep vatan sevgisi ile büyüdük. Ortaokulu birinci sınıftan terk eden annem, bizleri yetiştirirken Atatürk sevgisi ile büyüttü. Bizlere masal yerine hatırladığı ve bildiği kadarıyla Atatürk’ün hayatını ve Kurtuluş Savaşı’nı anlattı. Vatan sevgim ve milletime olan bağlılığımın temelleri bu şekilde atıldı.

Üniversite son sınıftayken eşim Alper ÜNLER ile tanıştım. Akademik kariyer yapmayı düşünürken bu karardan vazgeçip subay olan eşim ile evlenme kararı aldık. Yaklaşık 3 yıl İstanbul Tuzla’da yaşadıktan sonra eşimin tayini nedeniyle tekrar Ankara’ya döndük. Bu sırada büyük oğlum Ahmet doğdu. Eşimin mesleği nedeniyle yerleşik bir düzen kurmakta sıkıntı çektiğimiz için avukatlık stajımı okulu bitirdikten iki yıl sonra yapabildim. 2001 yılında ruhsatımı aldım. Böylece serbest avukatlık hayatım başlamış oldu. Bir süre bir meslek büyüğümüzün yanında çalıştım. Bu sırada ikinci oğlum Eralp dünyaya geldi. Yanında çalıştığım meslek büyüğüme “…artık kendi kanatlarımla uçmak istiyorum…” diyerek ayrılma kararımı bildirdim. Kız kardeşimin avukat olan eşi Mehmet Hamdi BEREKET ile birlikte avukatlık ofisi kurma kararı aldık. Kendime ait avukatlık çalışmam 2011 yılında bu şekilde başlamış oldu.

Mesleğimi yaparken özellikle belirli bir alan seçme eğilimim olmamasına rağmen, eşi tarafından şiddete maruz kalan, evlilik hayatında mağdur edilen kadınlara karşı yaklaşımım nedeniyle bir süre sonra kendimi aile hukuku çalışırken buldum. Bu durumda oldukça memnunum zira Türk Toplumu’nda kadınların gerçekten mağdur edildiklerini defalarca takip ettiğim dava dosyalarında gördüm.

İYİ Parti’nin kurucular kurulunda bulunmamın en önemli nedenlerinden biri partimizin şiddet mağduru kadınlara ilişkin tavrıdır. Tüzüğümüzün dördüncü ve devamı maddelerinde çok açık bir şekilde “…kadına karşı şiddet…” nedeniyle hakkında mahkemece cezalandırılan kişilerin partimize üye dahi olamayacağı hatta üyelikten çıkartılacağı hüküm altına alınmıştır. Tıpkı Sayın Genel Başkanımız’ın Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik, siyasi ve diğer sorunların üstesinden kadınların geleceğine olan inancı gibi benim de bu konuda sonsuz bir inancım bulunmaktadır. Bizler yani kadınlar, hayatın her alanında var olmak zorundayız. Ülkemizin geleceği olan çocuklarımızın yetiştirilmesi gibi çok büyük sorumluluklar alan kadınların, söz konusu siyaset ve ülke yönetimi olduğunda “…sen kadın aklınla siyaset yapamazsın…” denerek kenara itilmelerini hiçbir zaman doğru bulmadım. Kadınlar hayatın her alanında var olduğu sürece ülkemizin geleceğinin çok daha iyi olacağını düşünüyorum. İYİ Parti’nin yani partimizin bir kadın hareketi olduğunu, kurucu genel başkanı kadın olan ilk parti olduğumuzu bulunduğum her ortamda söylüyor ve bundan gurur duyduğumu belirtiyorum.

Hayatım boyunca eşime, çocuklarıma, aileme ve işime olan sorumluluklarımı en iyi şekilde yaptığımı düşünüyorum. Çocuklarım büyüdükçe geleceğe ilişkin hayallerini tamamen yurt dışında kurduklarını gördüm. Kendim de çocukluğunu yurt dışında geçirmiş biri olarak yabancı ülkede yaşamanın ne kadar zor olduğunu, ötekileştirileceklerini bildiğimden, çocuklarımın gelecek hayallerini Türkiye’de kurmalarını sağlamak amacıyla partimizde görev almak istedim. Hayatımda eşim ile evlenme kararından sonra aldığım en doğru kararın İYİ PARTİ KURUCUSU olmak olduğunu düşünüyorum. Bu konuda yanılmayacağımı da biliyorum. İki yüz kişiden ellisi kadın olan partimizin Türk Siyasi hayatında çok başarılı olacağını biliyorum. Çünkü kadınlar öncelikle birey olarak, evli ise eş olarak, çocuğu var ise anne olarak sorumluluk bilinci olan, psikolojik olarak daha güçlü duruş sergileyen, çok dayanaklı insanlardır. O halde bu kadar güçlü kadınların bulunduğu partimizin başarılı olmaması için hiçbir neden bulamıyorum. Türkiye’nin geleceğinin yıldız misali parlatılmasında kadının çok büyük rolü olacak ve bunu da İYİ PARTİ yapacaktır.